Genel Özellikler
Atatürk’ün bir kurtarıcı olarak Türk milletine önderlik ettiÄŸi Millî Mücadele dönemi, aynı zamanda yeni Türkiye Cumhuriyetinin de temellerinin atıldığı dönemdir. Bu dönemde esareti kabul etmeyen Türk milleti, yeniden derlenip toparlanarak ulusal bir KurtuluÅŸ Savaşı’nı baÅŸlatır. Millî Mücadele dönemi edebiyatını kesin sınırlarla diÄŸer dönemlerden ayırmak çok zordur; çünkü toplumsal olayların baÅŸlangıçları ile bitiÅŸleri kesinlikle sınırlandırılamaz. Bu nedenle Milli Mücadele dönemi edebiyatı, Millî edebiyatın ilkeleri doÄŸrultusunda geliÅŸti, bu dönemin sanatçılaırı, Cumhuriyet döneminde de o günün koÅŸulları içinde eser vermeye devam ettiler. Devamı »
OÄŸuz Türklerinin kullandığı dilin devamı olan ve Selçuklular’ın son zamanlarından Cumhûriyet devrine kadar 700 yıl kullanılan ve kesintisiz eserlerini veren Osmanlı Türklüğünün devlet ve resmî yazışma dili. KaÅŸgarlı Mahmud, Dîvân ında OÄŸuz ve Hâkâniye adlı iki edebî şîveden bahseder. Bunlardan OÄŸuz Türklerinin kullandığı OÄŸuzca; daha sonra Türklüğün İslâmî devresi içinde ve Osmanlı Hânedanına nispetle Osmanlıca veya Osmanlı Türkçesi adını almıştır. Osmanlıca deyimi daha çok Osmanlıyı inceleyen müsteÅŸrikler tarafından kullanılmıştır. Eski Türkçe devresinden sonra, 13. asra kadar, Türk kültür târihi içindeki eserlerimiz; göçler ve yeni yeni kültür merkezlerinin ortaya çıkması sebepleriyle, Kuzey-DoÄŸu (Kıpçak, ÇaÄŸatay) ve Batı Türkçesi’ni de içine alarak Müşterek Orta Asya Yazı Dili ile verilmiÅŸtir. Devamı »
Prof. Ahmet Hamdi Tanpınar;Tanzimat ve ondan sonra gelişen edebi cereyanları inceleyebilmek için Türk toplumunu etkilemiş bir kaç realite üzerinde durmak gerektiğini belirtir. Zira Tanzimat edebiyatı bir medeniyet değişmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bunu gözden uzak tutmamak gerekir.
Tanzimat ve sonrası dönemlerde Türk toplumunu etkileyen sosyal ve kültürel olaylar aynı zamanda edebiyatımızın da deÄŸiÅŸmesi ve yenileÅŸmesine ortam hazırlamıştır. Devamı »
Türkler, çeşitli yerlerde ve yerleştikleri sahalarda başka başka alfabeler kullandılar. Sesin ifadesi olan harf denen işaretler itibaridir, iğretidir, takmadır. Aynı ses ayrı alfabelerde, değişik harfler/şekiller ile yazılır. Alfabeye, İslam dininin kabulüyle Osmanlı terbiyesinde yetişen yaşlıların hala kullandıkları şekliyle, Elifba, Ebced de denilmiştir.
Kültür tarihimize bakıldığında daha ilk yazılı abidelerimizde Türkçe yazma endiÅŸesi kendisini göstermektedir. Buna paralel olarak, edebiyatımızın menÅŸeine doÄŸru gidersek, saraylarda ve halk arasında Türkçe söylemek; kamlarda, bahşılarda ve ozanlarda milletin dertlerine deva olmak gerçeÄŸi vardır. Bütün bunlar, bir millete dili ile seslenmek, anlatmak, millet fertlerini en iyi ÅŸekilde yetiÅŸtirmek ve birleÅŸtirmek içindir. Devamı »
Türkçe’nin ilk devresi hakkında açık ve kesin bir bilgi yoktur. İlk devrede Ana Türkçe ve daha sonraki devresinde İlk Türkçe adı verilmektedir. Bu devrelerden bugüne örnek kalmamıştır. Ana Türkçe farazî bir devredir. İlk Türkçe devresi, tarih sahnesinde görüldüğümüz zamana aittir. İlk Türkçe devresi; Büyük Hun İmparatorluÄŸu zamanındaki Türkçe’dir. Bu devreden elimize herhangi bir örnek geçmemiÅŸtir. Hun devrinde söylenmiÅŸ bâzı ÅŸiirleri Çince metinlerden öğrenmek mümkündür. Vesikalara dayanan devre; Eski Türkçe adı verilen devrededir. Bu devrede milâdın baÅŸlangıcından II. asra kadar devam etmiÅŸtir. Devamı »
Bu âdem dedikleri
El ayakla baÅŸ deÄŸil,
Âdem mânâya derler
Surat ile kaÅŸ deÄŸil
Ondürdüncü yüzyılda Osmanlı Devleti kuruluÅŸunu tamamlamış, bir savaÅŸ yitirmekle yıkılmayacak saÄŸlam temeller üzerine oturmuÅŸtur. Yine ondördüncü yüzyıl, Türkçe’nin Anadolu’da Arapça ve Farsça’nın önüne geçerek hâkimiyetini kabul ettirdiÄŸi bir dönemdir. Devamı »